Gazete Özeti

Bu bir özettir, bağlayıcı olan Resmî Gazete'deki metindir.

Anayasa Mahkemesinin 18/5/2026 Tarihli ve 2021/22795 Başvuru Numaralı Kararı

30 Ekim 2026 · sayı 33415 · yargı kararı · Anayasa Mahkemesi Başkanlığı · günün listesi

Resmî Gazete'deki metin (kaynak)

Özet

Anayasa Mahkemesi, Emine Oya Yüksel'in gelir vergisi kesintisi üzerinden faiz almaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme, yeniden yargılama yapılmasını ve ihlal kararının İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'ne gönderilmesini hüküm etti. Ayrıca, harç ve vekâlet ücreti olarak 40.487,60 TL yargılama gideri ödenmesine ve ödemelerin başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına karar verildi. Metinde ayrı bir yürürlük hükmü yok.

Adalet ve yargıBankacılık ve finansVergi

Özet 2 Kasım 2026 tarihinde onaylandı.

Tam metin

Bu metin taranmış görüntüden otomatik okunmuştur (OCR); rakam ve adlarda okuma hatası olabilir. Bağlayıcı olan kaynaktaki metindir.

30 Ekim 2026 CUMA Resmi Gazete Sayı : 33415

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİNE OYA YÜKSEL BAŞVURUSU
Başvuru Numarası : 2021/22795
Karar Tarihi : 18/5/2026
Başkan : Basri BAĞCI
Üyeler : Engin YILDIRIM
Kenan YAŞAR
Metin KIRATLI
Şaban KAZDAL
Raportör : Mehmet ALTUNDİŞ
Başvurucu : Emine Oya YÜKSEL
Vekili : Av. Sevil ÖCAL

1. BAŞVURUNUN KONUSU
İ. Başvuru, iş akdinin ikale sözleşmesiyle sona ermesi üzerine kişiye yapılan iş
sonu tazminatı üzerinden kesilen gelir vergisinin yargı kararıyla iade edilmesine karşılık

verginin iadesi sonrasında kesinti tarihinden iade tarihine kadar geçen sürede faiz
ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

1. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/3/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul
edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir ömeği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda
bulunmamıştır.

Hi. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim
Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Gelir Vergisi Kesintisine İlişkin Başvuru ve Yargısal Süreç

5. Başvurucu, özel bir şirkette iş akdiyle çalışmaktayken başvurucunun iş akdi
ikale sözleşmesiyle sona erdirilmiş; bu kapsamda kendisine 474.911,66 TL tutarında iş sonu
tazminatı ödenmiştir. Bu ödeme üzerinden 169.823,66 TL gelir vergisi kesintisi yapılmıştır.
Başvurucu, kesintinin iadesi talebiyle 28/6/2018 tarihinde Büyük Mükellefler Vergi Dairesi
Müdürlüğüne (İdare) başvurmuş ancak başvuruya altmış gün içinde herhangi bir yanıt
verilmemiştir. Bunun üzerine başvurucu, zımni ret işlemine karşı İstanbul (1. Vergi
Mahkemesi nezdinde iptal davası açmıştır. Mahkeme 7/9/2018 tarihinde dava dilekçesi ve
eklerinin Gelir İdaresi Başkanlığına tevdisine karar vermiştir. Dosya ve eklerinin iletildiği
Gelir Idaresi Başkanlığı 23/9/2018 tarihli yazısı ile ilgili olarak vergi dairesine başvurulması

MWe

Vergi Mahkemesinde iptal davası açmıştır.

6. İstanbul 8. Vergi Mahkemesi 12/7/2019 tarihli kararıyla davanın kabulüne karar
vermiştir. Mahkeme 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 25. ve 6l.
maddelerinin olay tarihinde yürürlükteki hükümleri uyarınca başvurucuya yapılan ödemenin
hizmet karşılığı bir ücret niteliği taşımadığını, işverenin yasal zorunluluğu olmaksızın yaptığı
bu ödemenin gelir vergisine tabi olamayacağını belirtmiş; gelir vergisi kesintisinin açık bir
vergi hatası teşkil ettiğine hükmetmiştir. Davalı İdare, karara karşı istinaf kanun yoluna
başvurmuştur. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi (Bölge İdare
Mahkemesi) 28/11/2019 tarihli kararla istinaf başvurusunu reddetmiş ancak davalının temyiz
istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi (Daire) 3/3/2022 tarihli kararıyla istinaf
kararını bozmuştur. Daire kararında 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun
116. ve devamı maddeleri uyarınca dava açma süresi geçtikten sonra sadece açık ve hukuki
ihtilaf içermeyen vergi hatalarının düzeltme ve şikâyet yoluyla dava konusu edilebileceğini,
aksi takdirde idari yargıdaki süre düzenlemelerinin amacına aykırılık oluşacağını, olayda
yapılan ödemenin ücret niteliği taşıdığını, bu nedenle vergiye tabi olduğunu, uyuşmazlığın
hukuki ihtilaf kapsamında olup düzeltme-şikâyet yoluyla değil süresinde açılacak dava
yoluyla incelenebileceğini belirtmiştir. Bozma kararına rağmen Bölge İdare Mahkemesi
31/5/2022 tarihinde israr kararı vermiş ve ilk kararında direnmiştir. Israr kararına karşı
yapılan temyiz başvurusu Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu (VDDK) tarafından
7412/2022 tarihinde reddedilmiştir.

7. VDDK kararında 27/3/2018 tarihinden önce ikale sözleşmeleri kapsamında
yapılan ek ödemelerin ücret sayılmadığı, bu konuda vergi mahkemeleri, bölge idare
mahkemeleri ve Danıştayın müstakar hâle gelen kararları olduğu, dolayısıyla olayda açık bir
vergi halası olduğu ve düzeltme-şikâyet yolunun işletilebileceği belirtilmiştir. Ayrıca 193
sayılı Kanun'un 25. ve 61. maddelerinde 27/3/2018 tarihinden itibaren yapılan değişikliklerin
önceki tarihli işlemleri kapsamadığı, 18/1/2019 tarihli ve 7162 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle
de bu hususun yargı kararları çerçevesinde kanun koyucu tarafından teyit edildiği
vurgulanmıştır.

B. Bireysel Başvuruya Konu Olan Faiz Talebi ve Yargısal Süreç

8. İptal kararı sonrasında başvurucuya 166.219,08 TL tutarında gelir vergisi iadesi
yapılmıştır. Bunun üzerine başvurucu 24/7/2019 tarihinde İdareye yeniden başvurarak kesilen
gelir vergisinin kesinti tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiziyle birlikte ödenmesini
talep etmiştir. İdare tarafindan altmış gün içinde cevap verilmemesi üzerine başvurucu
1/10/2019 tarihinde Gelir İdaresi Başkanlığına başvurmuş, bu başvuruya da cevap
verilmemesi üzerine faiz talebinin zımnen reddi işlemine karşı İstanbul 9. Vergi
Mahkemesinde 9/12/2019 tarihinde dava açmıştır.
9. İstanbul 9. Vergi Mahkemesi davanın kabulüne, dava konusu işlemin iptaline,
iade edilen gelir vergisi üzerinden tahsil tarihinden iade tarihine kadar 21/7/1953 tarihli ve
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a göre belirlenen tecil faizi
oranında faiz ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde hem iç hukuka hem de
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına atıfla, haksız şekilde tahsil edilen
paranın geç iade edilmesinin kişiye ekonomik zarar verdiğini ve mülkiyet hakkını ihlal
ettiğini, bu nedenle faiz ödenmesinin bit tazminat mahiyetinde olduğunu belirtmiştir. Bu
karar uyatınca başvurucuya 121.524,60 TL yasal faiz ödemesi yapılmıştır. Davalı İdare
karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi
Dava Dairesi (İstinaf Mahkemesi) 18/12/2020 tarihli kararı ile istinaf başvurusunu kabul
etmiş, İstanbul 9. Vergi Mahkemesinin 11/6/2020 tarihli kararını kaldırarak davayı kesin
olarak reddetmiştir. İstinaf Mahkemesi 213 sayılı Kanun'un 116. ve devamı maddelerinde
düzenlenen düzeltme-şikâyet yolunun yalnızca açık vergi hatalarıyla sınırlı olduğunu, olayda
tecil faizi tahsil edilmediği için bu kapsamda bir hata olmadığını, bu nedenle faiz talebinin
hukuken geçerli olmadığını ifade etmiştir.

10. Başvurucu, nihai kararı 1/3/2021 tarihinde öğrenmiştir.

İV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat

11. 213 sayılı Kanun'un “Özel ödeme zamanları” başlıklı 112. maddesinin dördüncü
fıkrası şöyledir:

"Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergiler, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften
kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili
tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı
dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte,
120 nci madde hükümlerine göre mükellefe red ve iade edilir."

12. 213 sayılı Kanun'un “Fazla veya yersiz tahsilata falz ödemesi” başlıklı geçici
29. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun 112 nci maddesinin (4) numaralı fikrası, bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihten sonra fazla veyayersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde uygulanır.”

13. 7162 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 193 sayılı Kanun'a eklenen geçici 89.
maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“27/3/2018 tarihinden önce karşılıklı sonlandırma sözleşmesi veya ikale sözleşmesi
kapsamında ödenen tazminatlar, iş kaybı tazminatları, iş sonu tazminatları, iş güvencesi
tazminatları gibi çeşitli adlar altında yapılan ödemeler ve yardımlar üzerinden tevkif
edilerek tahsil edilen gelir vergisi, hizmet erbabının düzeltme zamanaşımı süresi içerisinde
tarha yetkili vergi dairelerine başvurmaları ve dava açmamaları, açılmış davalardan
vazgeçmeleri şartıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanununun düzeltmeye ilişkin hükümleri
uyarınca red ve iade edilir.

Yönetmelik Adı — 3
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye
Bakanlığı yetkilidir."

14. 19/3/2019 tarihli ve 30715 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 306 Seri No.lu
Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin "ade uygulaması ve düzeltme taleplerine ilişkin yapılacak
işlemler” başlıklı 12. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

(0) 27/3/2018 tarihinden önce karşılıklı sonlandırma sözleşmesi veya ikale sözleşmesi
kapsamında ödenen tazminatlar, iş kaybı tazminatları, iş sonu tazminatları, iş güvencesi
tazminatları, bonus ödemesi, hizmet ödülü, prim ve ek ödeme gibi çeşitli adlar altında
ödenen ek tazminatlar üzerinden kesilen gelir vergisi, hizmet erbabının düzeltme
zamanaşımı süresi içerisinde tarha yelkili vergi dairelerine başvurmaları üzerine red ve
iade edilecektir.

(5) Düzeltme talepleri üzerine red ve iade işlemlerinin yapılabilmesi için bu iade
işlemlerine ilişkin dava açılmaması şarttır. Vergi dairesince iade işlemi yapıldıktan sonra
her ne sebeple olursa olsun bu iade işleminden dolayı dava açılması halinde, yapılmış olan
iade haksız iade kapsamında değerlendirilecek ve iade edilen tularlar ceza ve Jaiz
uygulanmak suretiyle geri alınacaktır."

2. Anayasa Mahkemesi Kararı

15. Anayasa Mahkemesinin 10/2/2011 tarihli ve E.2008/58, K.2011/37 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:

».. İiraz konusu kural, kamu kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu
gücüne dayalı yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeni ile oluşan alacaklı-borçlu
ilişkilerinin borçlu olan kamu kurumları lehine bozulmasına sebebiyet vermektedir. Bunun
yanında kamu kurumlarının borcunu ödemesini geciktirmede teşvik edici olmakta ve
vatandaşların devlete olan güvenini sarsmakladır.

Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel
olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten
sonra bu tahsilât, mükellefler için bir 'alacak” haline gelmektedir. Alacak hakkı mülkiyet
hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır. Kişiler yanlış veya yersiz vergi tahsilatı
nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma, tasarruf
etme ve harcama şeklinde yararlanma imkanından mahrum kalmaktadırlar. Bu süre
zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri
azuldığı gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yafırım aracı olarak getirisinden yararlanmak
imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek
haksızlığa uğratılmakladır.

İtiraz konusu düzenleme ile devlet fazla veya yersiz yapılmış tahsildilar ile hazinesinde
tuttuğu meblağı kişilere iade ederken üzerinden uzun zaman geçmiş olsa bile talep
tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizi ödemektedir. Düzenleme ile elde
edilen kamu yararı kamu için öncelikli, genel menfüaileri koruyan, kamu hizmetlerinin
sürdürülmesi için zorunlu bir durum arz etmemekte, sadece devlete başkasının mülkü
üzerinde sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf eline hakkını vermektedir.

Yönetmelik Adı — 4
Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilâtın yapıldığı tarih yerine
başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizin ödenmesine ilişkin kural,
kişinin belli bir dönem için faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel
yarar ile kişi yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açmakta, bu durum hukuk
devletinde korunması gereken mülkiyet hakkının ihlaline neden olmaktadır. Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 33. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."

3. Danıştay İçtihadı

16. VDDK'nn 2/3/2022 tarihli ve E.2022/1, K.2022/4 sayılı bölge idare mahkemesi
kararları arasındaki aykırılığın giderilmesi istemi hakkındaki kararının ilgili kısmı şöyledir:

".. Aykırılığın giderilmesi istemi, haksız olarak tahsil edilen verginin tahsil tarihinden
itibaren işletilecek tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle yapılan düzeltme başvurusunun faiz
talebi yönünden reddedilmesi üzerine iade edilen vergi tutarı için işlemiş olan tecil faizinin
ödenmesi istemiyle iade talebinden ayrı ve bağımsız olarak 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 116 ve devamı maddeleri uyarınca düzelime ve şikâyet yoluna başvurulup
başvurulamayacağına ilişkindir.

Haksız veya fazla olarak tahsil edildiği tespit edilen vergilerin iadesinde ilgilinin
ödediği paradan mahrum kaldığı süre zarfında, enflasyon nedeniyle paranın değerinde
meydana gelen aşınma ve mülkiyetin gerçek değerinde oluşan azalma nedeniyle faiz
ödenmesi gerektiği açıktır. Aksi halde paranın değerinde meydana gelen aşınma nedeniyle
alacağın tahsil tarihindeki gerçek değeri inde edilmiş olmadığından iade işlemi eksik olarak
yerine getirilmiş ve ilgililerin mülkiyet hakkı korunmamış olmaktadır. Bununla birlikte Vergi
Usul Kanunu'nun yukarıda yer verilen 112. maddesinin (4) numaralı fikrasından faizin,
haksız veya fuzla tahsil edilen vergi kapsamında değerlendirilmesi gereken yasal bir unsur
olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda fazladan tahsil edilen verginin iadesi tam olarak yerine getirilmediğinden
iade işlemindeki eksikliğin giderilmesi ve işlemiş olan faizin ödenmesi istemiyle, asıl
alacağın iadesine ilişkin öngörülen düzeltme zamanaşımı süresi içinde, iadeden ayrı ve
bağımsız olarak düzelme ve şikâyet yoluna başvurulmasında hukuka aykırılık
bulunmamaktadır...”

B. Uluslararası Hukuk

17. AİHM; haksız olarak tahsil edilen verginin 5 yıl 5 ay sonra faizsiz olarak iade
edilmesini, belli bir meblağdan yararlanma hakkı uzun süre engellenen başvurucunun mali
durumunda önemli ve kesin zararlara neden olunduğu, bu durumun sürdürülmesi gereken
genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengeyi bozduğu, şahıs üzerine aşırı yük yüklediği
gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiş; mülkiyet hakkı ihlal edilen
başvurucuya faiz ödenmesi gerektiğine karar vermiştir (Eko-Elda Avee/Yunanistan, B. No:
10162/02, 9/3/2006). Başka bir kararda ise yersiz tahsil edilen ve faiziyle iade edilen vergi
nedeniyle mükellefin bu süre içinde dahe yüksek faizle borçlanmak zorunda kalmasını
mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir (Buffalo S.r.l. in Liguidation/İlalya, B. No:
38746/97, 22/7/2000).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Anayasa Mahkemesinin 18/5/2026 tarihinde yaptığı toplanıda başvuru
incelenip gereği düşünüldü: i

Yönetmelik Adı — 5
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

19. Başvurucu; farklı mahkemelerce aynı konuda aksi yönde kararlar verildiğini,
yersiz olarak alınan 166.219,08 TL tutarındaki vergi kesintisinden dava süresince
faydalanamadığını, parayı belirli bir süre kullanamaması nedeniyle uğradığı zararların tazmin
edilmediğini, bu sebeple adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür. Bakanlık görüşünde, Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığından
temin edilen görüş ve ilgili belgelerin başvurucunun şikâyetine ilişkin olarak yapılacak
incelemede dikkate alınmak üzere ekte gönderildiği, başvurucunun temel hak ve
hümiyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili
mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği
belirtilmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı, dava konusu olayda düzeltme hükümlerine göre
düzeltilen bir vergilendirme hatası olmayıp hukuki bir ihtilaf söz konusu olduğunu, Danıştay
ve vergi mahkemeleri tarafından yükümlülere iadesine karar verilen vergilere yükümlü lehine
faiz uygulanacağına dair kanunlarda herhangi bir düzenleme bulunmadığını ifade etmiştir.

B. Değerlendirme
20. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

21. Anayasa'nın “Vergi ödevi" başlıklı 73. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları
şöyledir:

"Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle
yükümlüdür.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır."
22. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun olaylara ilişkin yaptığı hukuki nitelendirme
ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu çerçevede

başvurucunun ileri sürdüğü iddialar dikkate alındığında başvurunun mülkiyet hakkı
kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

Yönetmelik Adı — 6
24. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir
hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri (2. B.), B. No:
2013/1178, 5/11/2015, $$ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35.
maddesi uyatınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı
noktasındaki hukuki durumu değerlendirilmelidir (Cemile Ünlü (2. B.), B. No; 2013/38),
16/4/2013, $ 26; İhsan Vurucuoğlu (1. B.J, B. No: 2013/539, 16/5/2013, $ 31). Anayasa'nın
35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla
değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39,
K.2015/62, 1/7/2015, Ş$ 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku
bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni
haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının
kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri (2. B.|, B. No: 2014/11441, V2/2017, $ 60).
Alacak hakkı, mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır (AYM, E.2008/58,
K.2011/37, 10/2/2011). Asıl alacağa bağlı feri bir hak olan faiz alacağı da hak sahibine maddi
bir menfaat sağlaması sebebiyle ekonomik bir değer olarak Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında olup asıl alacağa
bağlı faiz talebi de bu hakkın sağladığı güvenceden yararlanabilir. Bu kapsamda
başvurucunun yargı kararı sonrasında 166.219,08 TL tutarında gelir vergisi iadesine bağlı
faiz talebinin mülk kavramına dâhil olduğu tartışmasızdır.

b. Müdahalenin Varlığı ve Türü

25. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altma alınan
mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu
sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun
semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etme olanağı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan
ve diğerleri (1. BI), B. No: 2013/817, 19/12/2013, $ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü
kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden
herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife

Tarhan (1. BI, B. No: 2014/1546, 7/2017, $ 53).

26. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri
birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva
ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin
mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer
verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi
belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda
smırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel
çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum
yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını
kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde
de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi mülkiyet
hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, $$ 55-58).

27. Başvurucunun iş akdinin ikale sözleşmesi ile sona ermesi üzerine kendisine
yapılan toplu ödeme üzerinden tahsil edilen gelir vergisinin yasal dayanaktan yoksun olduğu,
vergi yargısı mercilerince verilen nihai kararlarla kesin olarak tespit edilmiştir. Vergi
mahkemesi, bölge idare mahkemesi ve Danıştay kararlarıyla anılan kesintinin açık bir vergi

Yönetmelik Adı — 7
hatası niteliği taşıdığı sonucuna varılmış; bu bağlamda söz konusu tutarın kamu alacağı
niteliği taşımadığı kabul edilmiştir. Yargı kararlarının kesinleşmesiyle birlikte daha önce
vergi adı altında tahsil edilen tutar, bu niteliğini yitirerek kamu alacağı statüsünden çıkmış;
devlet açısından hukuka aykırı şekilde tahsil edilen ve iadesi gereken bir borç, başvurucu
yönünden ise kamuya karşı ileri sürülebilir bir alacak hâline gelmiştir. Bu itibarla yargı
kararıyla iadesine karar verilen 166.219,08 Tİ'nin karar kesinleşinceye kadar geçen sürede
devletin elinde tutulması, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında sahip olduğu ekonomik
değer üzerindeki tasarruf yetkisini sınırlandırmış ve mülkiyet hakkına doğrudan etki etmiştir.
Bu bağlamda Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlali
iddiası yönünden yapılacak değerlendirmede olayın vergilerin tahsili ve mülkiyetin
kullanımının kontrolü kapsamında değil mülkten barışçıl yararlanma hakkı yönünden
incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

e. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

28. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızn yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

20. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak
düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği
öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesi de gözönünde
tutulmalıdır. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun
olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi
gözetilerek yapılması gerekmektedir (#ecep Tarhan ve Afife Tarhan, $ 62).

i OKanumilik

30. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna
dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından
inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin
kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun
hükümlerinin bulunmasını gerektirir (Türkiye İş Bankası A.Ş. (GKI, B. No: 2014/6192,
12/11/2014, $ 44; Ford Motor Company 2. B.|, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, $ 49;
Necmiye Çifiçi ve diğerleri (1. B.), B. No: 2013/1301, 30/12/2014, $ 55).

31. Eldeki olayda başvurucunun yersiz olarak kesilen gelir vergisinin iade
edilmesinden sonra bu tutara ilişkin olarak kesinti tarihinden iade tarihine kadar geçen süreye
yönelik faiz talebinin reddedilmesine dair idari işlemin dayanağı 213 sayılı Kanun'un 112.
maddesi gösterilmiştir. Anılan hükümde vergi alacaklarının hangi hâllerde faizle birlikte
tahsil edileceği düzenlenmiştir. Bu kapsamda yargı kararıyla başvurucunun ödediği gelir
vergisinin hukuka aykırı şekilde tahsil edildiği tespit edilmiş olsa dahi idare tarafından bu tür
ödemelere faiz uygulanmasını zorunlu kılan açık bir hükmün bulunmadığı, aksine 112.
maddenin lafzı itibarıyla sınırlı sayıdaki durumlarda faiz öngördüğü ileri sürülmüştür.
Dolayısıyla faiz talebinin reddine ilişkin işlemin şekli anlamda bir kanuni dayanağı olduğu
görülmüştür,

Yönetmelik Adı — 8
jii o Meşru Amaç

32. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı
amacıyla sınırlandırılabilir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının
gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı
olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını
öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin şekilde
korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde
getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay
temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah (2. BI), B. No: 2013/6151,
2144/2016, 5$ 53, 56; Yunis Ağlar. B.J, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, $$ 28, 29).

33. Vergi alacaklarının zamanında ve etkin şekilde tahsil edilmesi kamu
hizmetlerinin finansmanı açısından zorunludur. Devletin mali kaynaklarının korunması ve
kamu mali dengesinin sağlanması amacıyla vergi sisteminin istikrar içinde işlemesi kamu
otoritelerinin temel görevleri arasında yer alır. Bu bağlamda başvurucunun yargı kararıyla
iade edilen vergiye ilişkin faiz talebinin reddedilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan
müdahalenin kamu gelirlerinin idaresine ilişkin düzenlemeleri uygulama çabası kapsamında
kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilebilir. Bu nedenle somut
olayda başvurucunun faiz alacağının ödenmemesi yoluyla yapılan müdahalenin devletin mali
dengeyi sağlama ve kamu kaynaklarını koruma amacına yönelik olduğu, dolayısıyla meşru
bir amaca hizmet ettiği değerlendirilmiştir.

ii. Ölçülülük
(0) Genel İlkeler

34, Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan
müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacın gerçekleştirilmesi için kullanılan
araç arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

35. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden
oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye
elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu
olmasını yanı aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,
orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul
bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.201i/111, K.2012/56,
11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet
Akdoğan ve diğerleri, $ 38).

36. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde
elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması
gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit
edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken
Anayasa Mahkemesi bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da
müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde
bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (4rif Güven (2. B.J, B. No:
2014/13966, 15/2/2017, $$ 58, 60).

Yönetmelik Adı — 9
37. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir.
Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde,
Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine
müdahalenin kanun dışı veya keyfi ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin
savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme
imkânının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin
bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk (1. B.), B. No: 2014/1734, 14/9/2017, $ 36;
Bekir Yazıcı |(GK|, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, $ 7D).

38. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet
uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu
bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin
güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için yargılama mercilerinin
kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu
zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikie
mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazlar
yargılama makamlarınca özenli şekilde değerlendirilerek karşılanmalıdır (Kami/ Darbaz ve
Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Lid. Şti. (2. BI), B. No: 2015/12563, 24/5/2018, $ 53).

39. Usule ilişkin güvencelerin varlığı orantılılık değerlendirmesinde önemli bir rol
oynayabilir. Bu bağlamda müdahalenin hukuka aykınılığının ileri sürülebileceği veya
müdahale nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesinin istenebileceği
hukuk. yollarının olmaması da bazı durumlarda kişiye yüklenen külfeti ağırlaştıran bir unsur
olarak görülebilir. Bu bakımdan kişinin hukuka aykırılık iddialarının bir mahkeme tarafından
etkili bir biçimde incelenmesi müdahalenin orantılılığı bakımından ehemmiyet arz etmektedir
(D.C.(2.B.)B. No: 2018/13863, 16/6/2021, $ 52).

40, Kamu yararı amacı doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin
uygulanmasının zarara yol açması kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağır
veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararın kamu
makamlarınca makul bir sürede, uygun bir yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması
gerekir. Buna göre kamu makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı
doğrultusunda mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerin
belirli bir süre de devam etmesi ancak bireyin haklarının korunmasının gerekliliklerine
uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir (D.C., $ 54).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

41. Başvurucu, iş akdinin ikale sözleşmesi ile sona ermesi üzerine yapılan iş sonu
tazminatı üzerinden gelir vergisi kesintisi yapıldığını, bu kesintinin daha sonra yargı kararıyla
iade edildiğini ancak parayı kullanamadığından zarara uğradığını, kesilen tutara herhangi bir
faiz işletilmediğini belirtmiş; bu durumun mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

42. Başvurucunun tabi olduğu vergilendirme sürecindeki ilk hukuki tartışma ikale
sözleşmeleri kapsamında yapılan ödemelerin gelir vergisine tabi olup olmayacağı hususunda
yaşanmıştır. Daire her ne kadar somut olayda ikale sözleşmesi kapsamında yapılan iş sonu
tazminatlarının ücret mahiyetinde olduğunu değerlendirmiş olsa da VDDK. 7/12/2022 tarihli
kararında ikale sözleşmesi kapsamında yapılan iş sonu tazminatlarının ücret mahiyetinde
değerlendirilemeyeceğini, dolayısıyla bu ödemelere ilişkin yapılan gelir vergisi kesintisinin
vergi hatası niteliğinde olduğunu açıkça kabul etmiştir (bkz. $ 7). Bu içtihatla birlikte ikale

Yönetmelik Adı — 10
sözleşmeleri nedeniyle yapılan ödemelerin vergilendirilmesinin hukuka aykırı olduğu
yönündeki yargı kararı doğrultusunda yapılan iadelerin vergi hatasına dayandığı, böylece
başvurucunun iade talebinin hukuki zemini olduğu yargı mercilerince kabul edilmiştir.
Esasında temyiz incelemesi yapan Dairenin birçok kararının da bu yönde olduğu görülmüştür
(Danıştay Dördüncü Dairesinin 16/9/2020 tarihli ve E.2016/15925, K.2020/2985 sayılı;
21/9/2020 tarihli ve E.2016/11163, K.2020/3108 sayılı; 6/10/2020 tarihli ve E.2016/17810,
K.2020/3475 sayılı kararları).

43. İkale sözleşmeleri nedeniyle kesilen gelir vergisinin iadesinde Danıştay
içtihatlarıyla şekillenen bu hukuki belirlilik 7162 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle yasal
düzleme de taşınmıştır. Söz konusu maddeyle 27/3/2018 tarihinden önce ikale sözleşmeleri
kapsamında yapılan ve gelir vergisine tabi tutulan ödemelerin mükelleflerce yapılacak
başvuru üzerine vergi hatası kapsamında iade edileceği düzenlenmiştir (bkz. $ 13).

44, Uyuşmazlıkta başvurucu; iade edilen vergi kesintisinin uzun süre İdare nezdinde
kaldığını ve bu süre içinde parasını kullanamadığını, bir başka ifadeyle iade edilen paranın
değer kaybının faiz ödenmediği için giderilmediğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi
kamu kurum ve kuruluşlarından olan çeşitli para alacaklarının değer kaybına uğratılarak
ödenmesine ilişkin şikâyetleri daha önce incelemiştir. Buna göre kamu makamlarının para
borçlarını makul olmayan bir gecikmeyle ödedikleri durumlarda para alacağında meydana
gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde şahsi olarak aşını bir yük oluşturması
hâlinde müdahale ölçülü olmadığından mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir. Anayasa
Mahkemesi vergi iadesi alacağı yönünden Akel Gida San. ve Tic. 4.Ş. ((2. B.J, B. No:
2013/28, 25/2/2015) kararında, vergi adı altında tahsil edilen ve mahkemelerce fazla veya
yersiz olduğuna karar verilen tahsilatların iadesinde tahsilat ve iade arasında geçen sürede
iade edilen bedelin enflasyon karşısında değerinde meydana gelen aşınmayı ve bu sürede
bireylerin bu bedellerden yararlanamamaları nedeniyle uğradıkları zararları telafi etmek ve
gerçek karşılığını ödeyebilmek amacıyla bu bedellere faiz veya enflasyon farkı işletilmesinin
mümkün olduğuna, bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi durumunda
arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile
mülkiyetin gerçek değerinin azaldığına, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı
olabilmesi için ödenen ttarların enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncellenmesi
gerektiğine işaret etmiştir (4kel Gıda San. ve Tic. A.Ş., $$ 45, 46).

45. Başvuruya konu olayda İstinaf Mahkemesi, başvurucunun faiz talebini 213 sayılı
Kanun'a göre açık vergi hatalarının düzeltme-şikâyet yoluyla giderilebileceği gerekçesiyle
reddetmiştir. İstinaf Mahkemesine göre somut olayda herhangi bir tecil faizi tahsil
edilmediğinden düzeltmeye konu olabilecek açık bir vergi hatasından söz edilemez,
dolayısıyla faiz talebi hukuki dayanaktan yoksundur. Ancak ikale sözleşmeleri kapsamında
ödenen iş sonu tazminatları üzerinden gelir vergisi kesilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu tür
kesintilerin açık bir vergi hatası niteliği taşıdığı hem Danıştay içtihatlarıyla hem de idare
uygulamasıyla artık yerleşiklik kazanmıştır (bkz. $ 16). Nitekim Gelir İdaresi Başkanlığı da
bu tür ödemelerin overgilendinlemeyeceğini kabul ederek yapılan kesintilerin
düzeltme-şikâyet yoluyla iadesine onay vermektedir (bkz. $ 14). Buna karşılık İstinaf
Mahkemesi kararında, verginin iadesine hükmedilmiş olmasına rağmen bu tutarm idare
nezdinde uzun süre kalmasından kaynaklanan değer kaybının telafisine yönelik herhangi bir
değerlendirmeye yer verilmemiştir. Oysa Anayasa Mahkemesi Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş.
kararında da açıkça vurguladığı üzere haksız olarak tahsil edilen bir tutarın iadesi yalnızca
nominal bedelin ödenmesiyle sınırlı tutulmamalı, bu tutar bireyin tasarrufundan mahrum
kaldığı süre boyunca uğradığı ekonomik kayıpları da giderecek şekilde faiz veya benzeri bir

Yönetmelik Adı — 11
telafi mekanizmasıyla birlikte gerçekleştirilmelidir. Aksi hâlde devletin mülkiyet hakkını
koruma yönündeki pozitif yükümlülüğü hakkın yalnızca şeklen tanınmasıyla sınırlı kalır.
Nitekim Danıştayın 213 sayılı Kanun'un 112. maddesinin dördüncü fıkrasında 31/5/2012
tarihinde yapılan değişiklik sonrasında fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin
mükellefe faiziyle birlikte iade edilmesi gerektiği yönünde içtihat geliştirdiği görülmüştür. Bu
kapsamda Danıştay Dördüncü Dairesinin 12/6/2023 tarihli ve E.2021/4749, K.2023/3430
sayılı; Danıştay Üçüncü Dairesinin 27/12/2024 tarihli ve E.2023/10447, K.2024/7864 sayılı;
Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 13/5/2024 tarihli ve E.2023/6615, K.2024/2600 sayılı;
Danıştay Yedinci Dairesinin 22/9/2022 tarihli ve E.2020/2427, K.2022/3457 sayılı
kararlarında, idare tarafından yasal dayanaktan yoksun olarak tahsil edilen vergi tutarlarının
yalnızca anapara olarak değil uğranılan değer kaybının telafisi amacıyla tecil faizi işletilerek
iade edilmesi gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

46. İstinaf Mahkemesinin, Danıştayın yukarıda anılan kararlarında somutlaştırdığı
içtihat çizgisi ile Anayasa Mahkemesinin Akel Gıda San, ve Tic. A.Ş. kararında vurguladığı
ilkelere yer vermeksizin sonuca ulaşması, kamu makamlarının bireyin mal varlığında
meydana gelen azalmaya kayıtsız kalması mülkiyet hakkının somut ve etkili biçimde güvence
altına alınması yönündeki anayasal yükümlülükle bağdaşmamaktadır.

47. Sonuç itibarıyla başvurucunun uzun süre tasarruf edemediği ve İdare nezdinde
tutulan vergi alacağının herhangi bir değer kaybı gözetilmeksizin iade edilmesi Anayasa'nın
35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına orantısız bir müdahale teşkil
etmektedir.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence alna alınan
mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

49. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde
bulunmuştur.

50. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın
148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının
gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde
yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir
(yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan (GK), B. No: 2014/8875, 7/6/2018, $$
54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) (1. B.), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, $$ 53-60, 66;
Kadri Enis Berberoğlu (3) (GE), B. No: 2020/32949, 21/1/2021, $$ 93-100).

VE. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR
OLDUĞUNA,

Yönetmelik Adı — 12
.B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL
EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir ömeğinin mülkiyet hakkınm ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi
Dava Dairesine (E.2020/2080, K.2020/2164) iletilmek üzere İstanbul 9. Vergi Mahkemesine
(E.2019/2563, K.2020/1195) GÖNDERİLMESİNE,

D. 487,60 TE harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL
yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin karanın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması
hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ
UYGULANMASINA,

F. Kararın bit örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/5/2026
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Yönetmelik Adı — 13